Son Veli https://www.sonveli.com Velâyet Makamından İnciler Sat, 08 May 2021 09:22:40 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.1.6 https://www.sonveli.com/wp-content/uploads/2016/06/Hatem-i-Veli-Logo-150x150.png Son Veli https://www.sonveli.com 32 32 Su’s https://www.sonveli.com/2021/05/08/sus/ https://www.sonveli.com/2021/05/08/sus/#respond Sat, 08 May 2021 09:22:40 +0000 https://www.sonveli.com/?p=312 O, birbirine kavuşmak üzere iki denizi salıverdi.

(Ama) aralarında bir engel vardır; birbirlerine karışmazlar.

O halde, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlıyorsunuz?

Rahmân Suresi

Su bazen toprağın altında Settar olur.

Her göz görmez!

Amma kalbin Fuad (Gönül) tarafından bakanlarla, Musa ile konuşur gibi konuşur Deniz…

Virane olmuş Çeşmeler vardır Suyu akmaz sanmayın, gündüz vakti örtüsüne bürünmüştür.

Koskoca iki Deryayı birbirine salıverip karıştırmayan Rabb’im, Çeşmenin Suyunu da bilir.

Batında görülemeyen elbet Zahir olur.

Tohum, Su ile Toprakta Güle döner.

Günler hayır olsun, Sevgi ile.

Hatem-i Veli

]]>
https://www.sonveli.com/2021/05/08/sus/feed/ 0
Emanet Var! https://www.sonveli.com/2021/05/08/emanet-var/ https://www.sonveli.com/2021/05/08/emanet-var/#respond Sat, 08 May 2021 09:08:16 +0000 https://www.sonveli.com/?p=310 Selamun Aleyküm

”Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.” Nisa Suresi 58. Ayet

Ortada bir Emanet var, Hak var, Hakemlik var, Hukuk var, Adalet var ve Öğüt var!

İslam dini henüz ortada yok.
Resulü Ekrem 20 li yaşlarında Mekke’de Halkın arasında Doğruluğu ve temizliği ile yaşayıp gitmekte. İsmi “Muhammedül Emin” dir.
Henüz Peygamber olacağını dahi bilmiyor.
Hakk’ın arzusu, muradı, tecelliyatı böyle idi. Ve böyle oldu.

Hz. ŞİT: Kendisi ilk Peygamberdir.
Tek olan Allah’ın kullarısınız.
Sizler kardeşsiniz ve birbirinizi seviniz.
Çalışkan olunuz, fenalıklardan uzak olunuz, yalan söylemeyiniz.
Allah’ın verdiği rızka kanaat ediniz. İsyan etmeyiniz.
… Dedi de “Kimseler dinlemedi.”

Hz. İDRİS: Peygamber.
Kalemi ve yazıyı bulan odur.
Terzidir, Elbise ve giyim eşyalarını dikmeyi öğretmiştir.
Yalnız Allah’a bağlanmalarını, kavga etmemelerini, akıllı uslu iyi bir şekilde geçinip gitmelerini söyledi.
“Boşverdiler.”

Hz. NUH: Nebi idi. İnsanlara Doğru yolu gösterdi.
Allah’ın bir olduğunu, Onun katında herkesin eşit ve kardeş olduğunu anlattı.
Nefsinde başka bir şey düşünmeyeni fenaladı ve lanetledi.
Buna karşılık onunla eğlendiler, sövdüler saydılar.
İnsanların artık yola gelmeyeceğine kanaat getirildi.
Birkaç iyiliği, doğruluğu ve güzellikleri seçmiş insan ile ona yaptırılan gemiye bindirildi ve tufan oldu.
Dünya kökten temizlendi…

Yine çok zaman geçmeden Dünya karıştı.
HUD ve SALİH Peygamberler peş peşe vazifelendirildiler.
Geçmişten, Gelecekten, olmuş ve olacaklardan haberler verdiler.
Anlatmaktan yorulmadılar; Bencillik etmemeyi, Doğru olmayı, Kardeş olup bir yaşamayı söylediler. Ama nafile idi.
İnsanların bir kısmını korkunç bir çığlık kırdı geçirdi.
Bir kısmı şiddetli zelzeleler altında taş kesildiler.
Hz. Musa geldi, İsa geldi hepsi aynı şeyleri söylediler.
Haber verdiler, uyardılar.

Güneydi Bağdadi bir köyden geçerken bir evin bahçesinde kuyu görmüş.

Kuyunun olduğu evin kapısında 13 yaşlarında bir kız çocuğu varmış.

Bağdadi; “Kızım şu kuyudan su alıp abdest alacağım, sana zahmet ip bağlı bir kovanız varsa getirsen” demiş.
Kız çocuğu şaşırmış gibi ; “Ne kovası”
Bağdadi’ye “Gel” demiş.
Kız kuyunun başına geçip;
“Herkes Allah’ın kulu, Ben Muhammed’in ümmetiyim. Yüksel.” Demiş.
Su bir anda yükselmiş ve Bağdadi abdestini almış.
Bağdadi Derin ve hayretler içinde düşüncelere dalmış. Hikaye uzun ve gerçektir, tamamını bulup okuyabilirsiniz.
Kızın bu sırrını nihayet Bağdadi öğrendi.
“Gece Namazı, Tesbih ve Salat-ı Şerife”
Amma hangi Tesbis? Hangi Salat-ı Şerife?
Kız;
“Herkes sizi bilir mi Ya Bağdadi” demiş.
“Öyleyse kendinizi unutturun, zira Allah’ın bilmesi size yeter. Haydi şimdi işinize başımı karıştırmayın”
demiş.

Bağdadi oradan ayrılırken Kız arkasından seslenmiş
“Livâi‟l- Hamd‟da görünmez şekilde şu yazı yazılıdır demiş: “La İlahe İllallah Muhammedün Resulullah”
Bismillâhirrahmanirrahîm.
Elhamdülillah! Rabbül Alemin!
O vakit:
Muhammed S.A. Taala aleyhi vesellem.
Ahmed S.A.V.
Hamid S.A.V. bunu hiç aklından çıkarma.”

Günler hayır olsun, Allah Sizinle.

]]>
https://www.sonveli.com/2021/05/08/emanet-var/feed/ 0
Hızır As. (Sislerin Arasından) https://www.sonveli.com/2018/09/03/hizir-as-sislerin-arasindan/ https://www.sonveli.com/2018/09/03/hizir-as-sislerin-arasindan/#respond Mon, 03 Sep 2018 09:05:50 +0000 https://www.sonveli.com/?p=302 Allah’ın, Resulünün ve Aşık Kullarının Selamı üzerinize olsun.

Dertlinin derdini dinlemek dertliye bir nevi zekât vermek gibidir.

Dertli insanın tereddütle dolu, dumanla kaplanmış bir gönül evi vardır.

Dertlinin derdini dinlersen o eve bir pencere açmış olursun.

“Ayıp gören gayb âleminin kokusunu bile alamaz.”

Güneş dağa da vurur altına da…

Sarhoşun önünde hendek de birdir meydanlık da…

Tuhaftır bu âlem.

Bak, Dinle:

Deniz, Musa ile konuşur.

Rüzgâr, Süleyman‟ı taşır.

Demir, Davud‟un elinde mum gibi yumuşak olur.

Kamer, Resûl‟ün parmakları ile ikiye ayrılır.

İbrahim‟e ateş gül bahçesine çevrilir.

Toprak, Karun‟u yılan gibi yutar.

Hannane direği konuşur.

Taş, Ahmed‟e selâm verir.

Bunları anlamayanlara bütün bu hadiseler susup dururlar.

Çünki onlar “namahrem”dirler.

Defineler viranelerde bulunur.

“Gönlün köşesiz köşesi vardır orayı bul!…”

 

“Hızır a.s. evi, güneşin köşeli doğduğu yerin karşısındadır.” Hatem-i Veli

***

Kalbin iki Bölümü vardır;

Mana Sözlüğünde birine “Fuad” diğerine “Denes” derler ki bir taraf nefs ile karışık ve diğer taraf arı (temiz) tarafı demektir.

Bu uzun bir bahistir.

Fuad: Kalbin “Gönül” Kısmıdır (Temiz, Nefsten Ari kısım)

Denes: Nefs ile Karışık olan kısım. (Kirli, Paslı kısım)

***

“Hızır” vardır. Biliyor musun?

ALLAH‟ın imkan âleminin her yerinde görünür.

HAKK‟ın bunalmış kullarına yardımının timsali, İnd-i İlahi ile izinli kişidir.

İstisnasız her kula yardım …

Hızır’ın kim olduğunu söyleyebilsem yahut bilsem;

Kendi kendimizden utanırız!

Onun için Hızır’a tesadüf etmeye çalışalım.

Günler Hayr Olsun, Allah Sizlerle.

]]>
https://www.sonveli.com/2018/09/03/hizir-as-sislerin-arasindan/feed/ 0
Settâr https://www.sonveli.com/2018/01/16/settar/ https://www.sonveli.com/2018/01/16/settar/#respond Tue, 16 Jan 2018 12:29:08 +0000 https://www.sonveli.com/?p=297 Allah’ın, Resulünün ve Aşık Kullarının Selamı ve Rahmeti üzerinize olsun.

 

Settâr

Örtünmek, Gizlenmek manasına gelen İsm-i Şerif’tir.

Dinî mânâ da ise kadınların namahreme görünmemek için yapması ve dikkat etmesi gereken olgulardır.

Kadınlar da Saç, Yaratılışında endam güzelliğinin tecelli ettiği yerdir. Saç kadının kendi endamına uygundur.

Saç kadınlarda uzundur.

Kıl, Tüy yoktur veyahut yok denecek kadar azdır.

Yüzünde Sakal, Bıyık olmadığı gibi, genellikle saçları da dökülmez.

Peki niçin Saç vardır?

Saç kesmek, Boyamak, Peruk takmak kadının yaradılışında ki endama hakarettir. Bir nevi haram katmaktır.

Kısacası Yaradılış güzelliğine hakarettir.

Bu durum ise Allah’a isyandır.

Aslın da Haram yoktur.

Helal olanı, yani Allah’ın maddi ve manevi temiz yarattığı nimetleri, güzellikleri bozmak onu Haram’a çevirmek demektir ki, bu yaradılışa karşı bir hürmetsizliktir.

Allah’ın yarattığına karşı bir nevi beğenmemek, istememek isyanıdır.

Saçlı kadın başkadır.

Güzeldir, Saçı okşanan kadın büyük bir keyif duyar.

Dünya’da gerçek Hint Kadını ve İspanyol kadını katiyen saçını kesmez!

Seven bir Hintli kadından korkulmalıdır, o her şeyi yapabilir.

İspanyol kadını ise Sevdiği için ölmeyi ve sevilmediği taktir de öldürmeyi çok iyi bilir.

Bu iki kadındaki hasletlerin sebebi de, Saçlarını kesmedikleri içindir.

Bu lafı da örseleyip, hor görmeyiniz Hakikattir.

Tabi, Kadın saçının ne olduğunu anlayabilirsen.

Saçını şekilden şekle sokana, kesene bizim lafımız yoktur.

Her şeyin bir görünen bir de görünmeyen tarafı vardır. Görünmek, o görünmeyen tarafı örtmektir.

Görüneni görmede bir hüner yoktur, Görünmeyeni görmede hüner vardır.

Görünenler vardır.

Aslını bilmeyenler, o görüneni normal görürler.

Ve o görüneni değiştirmeye çalışırlar. Oysa ki aslına hakaret ettiklerinin farkında değillerdir ve kendi acizliklerini ortaya koyarlar.

Kuran-ı Kerimde;

“Yâ eyyuhe’n- nebiy kul…”

 “Ey nebiy”

Yâni emirlerimi vahiy vasıtası ile alıp kullarıma tebliğ eden. Demektir.

“Eşlerine, kızlarına, müminlerin kadınlarına sokağa çıkarken üstlerine örtü almalarım söyle, kendilerinin namuslu olduklarını böylelikle ilân ederler…”
Câriye ve kölelerden tefrik edilmek için.

Azhâb sûresi.

“Biz onları câriye sandık!” demesinler,

“Örtülerini omuzlarından aşağı sarkıtsınlar.”

*** Erkek ve kadının o zaman başları örtülü idi.

Bu noktaya çok dikkat ediniz, Peygamberimiz zamanın da durum böyle idi. Hem Kadının hem de Erkeklerin başları kapalı idi.

Hudeybiye Anlaşması yapıldığı zaman: ”Sizden bize İslam olur müşrik gelirse biz size göndereceğiz. Sizden bize gelirse biz göndermeyeceğiz!” bir anlaşma yaptılar orda.

Ebu Cendel isminde birisi çıktı ortaya, yolu kesmeye başladı. Müşrikler gelmiyor Şam’a gitsinler.  Ebu Cendel. Nihâyet kırk kişi oluyorlar.  Hüdeybiye Anlaşması gereğince İslamlar, müşriklerden İslam olursa kabul etmiyor.

Resulullah kabul ediyor.

Müşrikler ise yol kesmeye devam ediyorlar, Ebu Cendel ve taifesi.

Bu arada Resulullah sallallahu aleyhi vesellemin mübarek kızlarından birisi Ümmü Gülsüm.

Hicretten üç dört ay evvel, Resulullah Ümmü Gülsüm’ü evlendirmiştir.

Evli.

Torun-u Resül karnında, yani Resulullah’ın kızı gebe çocuğuna.  Hicret başlamadan aşağı yukarı bir buçuk ay evvel.

Resulullah’ın önüne çıkıyor kocası: “Bu kızı götürmeyeceksin!” diyor.  “Ben bir yere gitmiyorum!” diyor.

Nihâyet Resulullah hicret ettikten sonra, Ümmü Gülsüm, Medine’ye kaçarken kızcağız.  Yolda müşrikler yakalıyorlar bunu.

Ümmü Gülsüm’ü katlediyorlar, karnını yarıyorlar.  Torunu Resulullah’ı da param parça ediyorlar.

Nakebe isminde bir herif!

Resulullah’a gidiyor haber.  Mübarek gözlerinden yaşlar gelmeye başlıyor.  Sahabe-yi Kirama diyor ki: “O Nakebe’yi bulduğunuz yerde katledin!” diyor.

Aradan üç dört sene geçiyor, Nakebe dağlarda.  Bir gün Medine’ye geliyor, çarşaf giymiş.

Doğru Hazreti Ebu Bekir’e gidiyor, tanıyorlar.  Ya Eba Bekir! Ben İslam olacağım. Beni Huzur-u Risâlet penahiye götür!” diyor.  Ebu Bekir halim bir zât-ı muhterem. Allah şefaatine nail eyleye.  “Ben yapamam diyor. Git emr-i Resul vardır. Şimdi kılıcımı alır kafanı keserim senin!” diyor.

Kalkıp gidiyor.

Hazreti Ali Efendimize gidiyor.  Hazreti Ali diyor ki: “Buradan kuyruğunu kır, yoksa katlederim seni!” diyor.

Hazreti Osman’a gidiyor, o da: “Aman git!” diyor.

Hazreti Ömer’e zâten gidemez, görür görmez katledecek Ömer çünkü.  Onun şakası makası yok, Allah’ın zaptiye nazırı.  Hiç, derhal kılıç şeyinde “hıpp!” dedimi kafayı vurur, hiç şakası yok. Hz.Ömer’in.

Bir arasını buluyor, Resulullah’ın sahabeler otururken huzura giriveriyor.  Bu Nakabe, hemen yüzünü açıyor.

Herkes Emr-i Resul var ya.  Resulullah: “Yoooook!, durun bakalım” diyor.

Bu adamcağız orada: “Eşhedu Enla İlahe İllallah ve Eşhedu enne Muhammeden Abduhu Resulullahu!” diyor.  “Ya Resulullah islam oldum!” diyor.  “Beni affeyle!” diyor.  Ağlamaya başlıyor.

Cenâb-ı Sallallahu Aleyhi Vessellem gözlerinden yaşlar akıyor.  “Ben affettim, Allahım da affetsin!” diyor.  Kızını param parça etmiş adamı!.

O devirde Kadın’da, Erkek’te örtünürdü Ağam.

O halde!

“Mümin kadınlar süslerini kendiliğinden görünen kısımları müstesna açmasınlar. Baş örtülerini yakalarının üzerine salsınlar.”

Nûr sûresi.

 

Eee bu Kadınların Başları zaten örtülü, Göğüslerini örtsünler.

Peki Niçin?

Bu Nokta çok mühimdir.

Meme, İki Meme Arası, Süt…

Bu emre göre örtülmesi farzdır.

Süt Kan’dan süzülür…

Açılması emre, farzsa aykırıdır. Bu hal Kadının bizzat kendisine aittir. Bu hale kimse müdahale edemez.

Ayette Peygamber vasıtası ile “Onlara Söyle” deniliyor.

Kuran-ı Kerim’de, hiçbir Ayet de Kadına Doğrudan doğruya Hitabet yoktur.

Erkeklere vardır.

Kadının Namazda başını usulü uyarınca örtmesi ilahi emre gösterilen edebin ifadesidir.

Evde giyilen kıyafetler ile sokağa çıkmamak İslami bir emirdir.

Türban, Takya, Erkeklerde serpuş doğru değil ve hakiki İslam işi değildir. Erkeklerde takya yahudi işidir.

Kadınlarda ise Türban doğru değildir.

Bunun yerine, bir Yaşmak kullanmak emrin yerine gelmesine kafidir.

Saçı kesik olanda ise baş örtmeye lüzum yoktur.

Lakin Çirkin olmamak şarttır. Örtü çehresini güzelleştirmelidir.

Başın örtülmesinin veya Açık olmasının İlericilik veya Gericilik ile alakası katiyen yoktur.

İlericilik nedir? Lütfen anlatınız.

Peki, Gericilik nedir? Nefretle söyleyiniz de bizde anlayalım, öğrenelim.

“Bu sözümüz ne yobazlara nede aydın geçinenleredir…”

Yazıklar olsun!

Bu devirde içki içmek ilericilik, içmemek gericilik… Daha bunun gibi çok sözler var,  iki tarafta bir birleri ile mücadele edip dururlar.

Bu Memlekette Aptal görünüp, Akıllı insanların olduğunu hatırlatırım bu gibilere.

Onlar ki, basit bir şekilde, hiç kimsenin gözüne çapmadan, işine karışmadan yaşayıp giderler bu Dünya’da.

Bilgi bilgisizliği içinde kalmak en büyük cehalettir.

Yüca Allah, insanları mutlu olmaları için yaratmıştır, türlü türlü Nimetler yaratmıştır, imkanlar sunmuştur.

Güç vermiştir.

Akıl ve Zihin vermiştir, İyiyi kötüyü bildirmiştir.

Bakarsan iyi veya kötü diye bir şeyde yoktur.

Her şeyi Allah yarattığına göre, her şey iyidir, güzeldir. İşte bunu kullanma marifeti iyi veya kötüyü doğurur.

İnsan serbest bırakılmıştır, Bir insanın işleri kötüye veya iyiye gidiyor ise bunun sebebi kendisidir.

Onun içindir ki aşırıya gitmemek gerekir.

“İnnehu lâ yuhibbü’l mu’tedin.”

Allah haddi aşanları sevmez.

Aşırılılığın iki türü vardır;

Mantığı hiç hesaba katmamak ve Mantıktan başka hiçbir şeyi tanımamak.

Son olarak;

Saç kadının dışarı vurmayan iç güzelliğinin tecellisi, görünüşüdür.

Şu husus unutulmamalıdır ki!

“ALLAH bir kimseyi ancak ona verdiği şeyle mükellef tutar. ALLAH bir güçlüğün arkasından bir kolaylık ihsan eder.”

Talâk sûresi.

 

***** / *****

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لِّأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاء الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلَابِيبِهِنَّ ذَلِكَ أَدْنَى أَن يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا

“Yâ eyyühen nebiyyü kul li ezvacike ve benatike ve nisail mü’minine yüdnine aleyhinne min celabibihinn zalike edna ey yu’rafne fe la yü’zeyn ve kanellahü ğafurar rahiyma : Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.” (Ahzab 33/59)

وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ

“Ve kul lil mü’minati yağdudne min ebsarihinne ve yahfazne fürucehünne ve la yübdine zinetehünne illa ma zahera minha vle yadr**** bi humurihinne ala cüyubihinne ve la yübdine zinetehünne…. : Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler….” (Nûr 24/31)

Takayyüd : Bağlanma. Bağlı olmak. Kayıtlı bulunmak. * Çalışmak. Çabalamak. Uğraşmak. * Dikkatli davranmak.

ادْعُواْ رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ

“Üd’u rabbeküm tedarruav ve hufyeh innehu la yühibbül mu’tedin : Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez.” (A’raf //55)

لَا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلَّا مَا آتَاهَا سَيَجْعَلُ اللَّهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

“…la yukellifullahu nefsen illa ma ataha seyec’alullahu ba’de ‘usrin yusren :… ALLAH hiç kimseyi verdiği imkândan fazlasıyla yükümlü kılmaz. ALLAH, bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.” (Talâk 65/7)

 

Günler Hayır olsun. Allah Sizinle.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

]]>
https://www.sonveli.com/2018/01/16/settar/feed/ 0
Bir Hikaye https://www.sonveli.com/2017/12/26/bir-hikaye/ https://www.sonveli.com/2017/12/26/bir-hikaye/#respond Tue, 26 Dec 2017 11:50:48 +0000 https://www.sonveli.com/?p=294 Allah’ın, Resul’ünün ve Aşık Kullarının Selamı ve Rahmeti üzerinize olsun ey Hane Halkı.

Bir zamanlar bir Deli bana bi Hikaye anlattı bende Sizlere anlatmak isterim. İnşAllah beğenirsiniz.

***

Bir gün dostlar meclisi kurulmuş, oturup sohbet edermiş Erenler.

Aralarına birde Deli varmış.

Nasip olur belki şu Kulların konuştuklarından bizde nasipleniriz demiş oturmuş aralarına.

Soğuk bir kış günü, muhabbet dönmüş dolaşmış hayvanlara gelmiş.

Onların kış günü çektiği zorluklardan, sıkıntılardan bahsedilirken, Mecliste ki bir kişi söze girmiş.

“Ben balkonuma alıştırdım Güvercinleri, her gün Ekmekle, Buğday ve Bulgur taneleri ile besliyorum” onları demiş.

Bu sözleri işiten bizim Deli bir hal olmuş, gözleri kararmış, alnı terlemiş, eli ayağı tutmaz olmuş sanki. O anda ağzından şu kelimeler dökülüvermiş meclisin orta yerine.

“Eğer ben Cennetlik bir Kul isem, o Hayvanlar hatırına tüm sevaplarımı Sana hediye ediyorum “ deyivermiş, o Güvercinleri besleyen kişiye.

Ertesi gün olmuş.

Bizim Deli evinde vakit geçirir iken bir şey fark etmiş.

Balkonunda, sim siyah bir Güvercin varmış, Balkon kapısının hemen yanındaki demirin üzerine tünemiş ve 1 gün boyunca oradan hiç ayrılmadan, o Deli’yi ve Hane Halkını gözetlemiş.

Görüyor musun Sen o hayvan dediğimiz, kimi zaman canına kastettiğimiz, güzeller güzeli hayvanattaki vefayı…

Aziz Cemaat

“Vefasız olan Hayvanlar değil, İnsanlardır!”

Bazı kimseler vardır, “Allah” der Saymazlar.

Yeri gelir hak eden olur, komple çıkarır verirler Sevap Gömleklerini. Yetmez ise Kişinin Günahlarını da, sırtlarına Heybe edip yürürler Allah yolunda…

“Ve Biz, indirmedik mi senden o yükünü? İNŞİRAH Suresi 2. Ayet

Kimisi Zahir’de Batın olur görünmez, Kimisi Batın’da Zahir olur görünür.

Göz, Gördüğünü olduğu yer de görür!

Kulak, Duyduğunu Sesin çıktığı yerde duyar!

Gören “O”, Duyan “O”

Ben kulumla görürüm, kulumla işitirim!” Hadis-i Kudsi

Görünme’de Hüner yoktur, Görünmeyeni görmede hüner vardır.

 

Laf olanları söz sanıp aldanma, Deli’dir konuşur Veli sanma.

Günler Hayır olsun, Allah Sizlerle.

Hatem-i Veli

 

]]>
https://www.sonveli.com/2017/12/26/bir-hikaye/feed/ 0
Kedi https://www.sonveli.com/2017/07/11/kedi/ https://www.sonveli.com/2017/07/11/kedi/#respond Tue, 11 Jul 2017 07:42:59 +0000 https://www.sonveli.com/?p=291 Kedinin adı Sarı Kuyruk.
Bir Anne kendisi, 3 yavrusu var.
Günlük gelir evimize, düzenli yemeğini veririz.
Dün biraz sık geldi yanımıza, her gelişinde de yemeğini verdik çok şükür.

Ama meraktan sordum ona.

Sordum; Neden bu kadar çok yemek yiyorsun?
Dedi ki; Hala emziriyorum yavruları.
Dedim ona; Büyümediler mi 4 – 5 aylık oldular, sütten neden kesmedin?
Dedi ki; Havalar çok sıcak, su da içemiyorlar, bu sebeple hala süt veriyorum.
Dedim; Aşağıda ki bahçe musluğunu açık bırakıyoruz, önüne de kova koyduk her vakit su var orada, öğret onlara.
Dedi ki; Mıırr

Aç ve Susuz koymayın Garibanları.
Ara sırada hallerini sorun, muhabbet edin. Yav dillerini nasıl anlarız hem onlar bizi anlar mı? Hele siz bir anlaşmayı deneyin bakalım, bir gün gelir Koyu Muhabbetler edersiniz.

Sevgi ile…

 

]]>
https://www.sonveli.com/2017/07/11/kedi/feed/ 0
Kadir Gecesi https://www.sonveli.com/2017/06/21/kadir-gecesi/ https://www.sonveli.com/2017/06/21/kadir-gecesi/#respond Wed, 21 Jun 2017 10:52:34 +0000 https://www.sonveli.com/?p=288 “Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.” Kadir Suresi – 3. Ayet

Burada Gece gizlidir, Gün yok!

Gece’ye bir kıymet verilmiş bir Hayır gizli hem de 1000 Aydan daha Hayırlı, bu Hayır meçhuldür.  Hayır, Bir malumatı yoktur, Allah bilir. Biz Dünyalıkların ilmi ile bu Hayrı anlatmak mümkün değildir.

“Gökten arza kadar emri (Allah’tan gelen ve Allah’a dönen herşeyi) tedbir eder (düzenler). Sonra bir günde O’na yükselir ki, (o bir günün) süresi, sizin (dünya ölçülerine göre) saymanızla 1000 senedir.” Secde Suresi – 5. Ayet

“Bir de senden acele azap istiyorlar. Hâlbuki Allah asla va’dinden caymaz. Şüphesiz Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.” Hacc Suresi – Suresi 47. Ayet

1 Gün = 1000 Yıl

“O bir Gün’de” , “her şeyi tedbir eder. (Düzenler)” Bu Lafzı boş geçmeyelim Aziz Cemaat.

Nedir bu tedbir edilenler.

“Melekler ve Ruh (Cebrail veya Ruh adındaki melek) o gece Rablerinin izniyle, her iş için inerler.” Kadir Suresi – 4. Ayet

Bu yapılan iş nedir peki? Kainat kitabına göz atmak gerek işte o vakit anlarız Meleklerin ve Ruhların bu koşuşturmasını (Tabirendir Koşuşturma)
Kafaları daha da bulandırmayalım kısaca şöyle bağlayalım inşAllah.

“Her geleni Hızır, Her geceyi Kadir” bilenlerden olalım inşAllah. Bunu başaran Kullar, Kadir şu gündür, bu gündür aramaz! Onlar bilir Kadir’i an ve an şaşmadan.

Kadir ap açık ortadadır bazı gözlere. Hangi gözlere? Bilmeyiz

“Allah: «Korkmayın, çünkü Ben sizinle beraberim; işitirim ve görürüm.” Taha Suresi – 46. Ayet
Kadir gecesini Ramazanın son on günündeki tek gecelerde arayın!” Hadis

Arayın demiştir. Yani her bir birey kendisi.

Bu sebep ile Kadir gecesini her kul kendisi bizzat aramakla mükelleftir.

“Gece de onlara bir delildir. Biz ondan gündüzü soyar çıkarırız, bir de bakarlar ki karanlığa dalmışlar.” Yasin Suresi 37. Ayet

“Güneş de bir delildir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah’ın takdiridir.” Yasin Suresi 38. Ayet

“Ay’a gelince, ona menziller tayin ettik. Nihayet o eski hurma salkımının çöpü gibi (yay haline) dönmüştür.” Yasin Suresi 39. Ayet

“Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler.” Yasin Suresi 40. Ayet

Dünyanın her yerinde aynı gecedir, bu nedenle mevcut takvimlerle aramak farklı sonuçlar doğuracaktır. Oysaki her yerde tek bir gecedir.

Bunun çözümü Ay’da gizlidir. Ay’a göre net gün bulunur.

O gün, Hava ne çok sıcak, nede çok soğuktur der eskiler, hafiften bir meltem eser, Köpekler havlamaz, Kuzular melemez, kuşlar ise ötmez. Nedendir?

Bu yılda son 10 ve 7 gün içerisindedir Leyletu’l Kadr.

Rüyalar’da bunu gerçekten öğrenmek isteyen Allah yolunda yürüyen kullara bir kelam verilir, bu kelam geceyi net açıklar.

Net günü arayanlara; Kadir gecesinin sırrı Yasin Suresin’de gizlidir. Ötesine iznim yoktur.

Günler Hayır, Kadir Geceniz ve Bayramınız şimdiden mübarek olsun.

Allah Sizlerle.

 

 

 

]]>
https://www.sonveli.com/2017/06/21/kadir-gecesi/feed/ 0
Yaratılış – İki sur arasında! https://www.sonveli.com/2017/03/31/yaratilis-iki-sur-arasinda/ https://www.sonveli.com/2017/03/31/yaratilis-iki-sur-arasinda/#respond Fri, 31 Mar 2017 14:02:44 +0000 https://www.sonveli.com/?p=283 Allah’ın, Resul’ünün ve Aşık Kullarının Selamı ve Rahmeti üzerinize olsun ey Hane Halkı.

Bismillahirrahmanirrahim.

“Yaratılışını unutarak bize bir de mesel fırlattı: «Kim diriltecekmiş o çürümüş kemikleri?» dedi.” YaSin Suresi 78. Ayet

“De ki: «Onları ilk defa yaratan diriltir ve o yaratmanın her türlüsünü bilir.»” YaSin Suresi 79. Ayet

“Size o yeşil ağaçtan bir ateş yapan O’dur. Şimdi siz ondan tutuşturmaktasınız.” YaSin Suresi 80. Ayet


“Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya kâdir değil midir? Elbette kâdirdir. Çünkü o her şeyi yaratandır, her şeyi bilendir.”
YaSin Suresi 81. Ayet

İnsan!

İnsanın yaratışında öyle hikmetler var ki, bu hikmetleri yine İnsan olanlar anlar. Amma nasıl İnsan olanlar.

İnsan Yaratılışı gereği tüm Kâinatı içinde taşıyan bir yapıdadır. Kâinatta zuhur edip, hayat bulan her şey İnsan içinde kendisine yer bulmuştur.

Dünya bir mekândır!

İnsan Dünya Mekânında bir mekandır!

Vücut Mabeddir!

Kalp bu mabedin en kıymetli odasıdır!

Bunların Aslı La Mekândır!

İnsanın üreyip çoğalması üzerine bazı bilinen ama akla gelmeyen bazı esaslardan ve bu esaslar çerçevesinde Settar olup gizlenen Hakikatlerden söz edeceğiz Allah’ın izni ile.

Üreme Kendi içerisinde ikiye ayrılır.

  • Eşeyli üreme
  • Eşeysiz üreme

Biz şimdilik Eşeyli üreme hususun da birkaç noktaya değineceğiz, İnsan içerisinde Eşeysiz üremeyi de barındırır lakin bu konuya girersek bazı şeyleri haykırmış oluruz ki, Sırrı açık etti diye Derimizi yüzüp, Kafamızı uçurabilirler.

Bu sebep ile sınırlar içerisinden çıkmadan biz yazmaya, sizlerde okumaya devam edin inşAllah.

Eşeyli üreme; Farklı iki birey (Erkek ve Dişi)   arasında ki genetik malzemelerin birleştirilmesi suretiyle yeni bir canlının oluşması olayıdır.

Bu birleştirmede;

23 Kromozom Anne + 23 Kromozom Baba tarafından yeni oluşuma aktarılır.

Bu değerler Aklınızın bir Köşesinde kalsın.

23 Kromozom Anne; 23 Kromozom Baba

2+3 = 5                           2+3= 5

5+5=10

1+0

= 1

Allah Allah bu sonuçta ne ola ki!

Basit bir Matematiksel işlem yaptık, İnsanın 23 Anneden, 23 Babadan toplam 46 Kromozom ile, ilk yaratılışının meydana geldiğini gördük.

Toplam 46 Kromozom

4+6=10

1+0

=1

Yine mi 1 çıktı.

İnsanın ilk yaratılışında 2 farklı noktadan 1 sayısına ulaştık.

Bu 1 nedir acaba? Bilmeyiz.

Eskiden Kuran-ı Kerim de şifreler bulan bir adam vardı Bizimkisi de o misal’e dönmesin. Dikkat buyurun biz İnsanın şifrelerine bakıyoruz. Farkımız var.

Biraz daha üremeden bahsedelim;

Döllenme; Sperm ve yumurtaların birleşerek döllenmiş yumurta olan zigotun oluşmasını sağlar. Genel olarak suda yaşayan canlılarda dış döllenme, karada yaşayan canlılarda iç döllenme kullanılır. Bir çok Balık ve Kurbağa cinsi Suya Yumurta ve Larva bırakır, Erkek gelip bu larva ve yumurtaları döller, İnsan içinse,  iç Döllenme söz konusudur. Rahim içerisin de Spermin ve Yumurtalık ile buluşması.

Hahh şimdi asıl konumuza doğru bir yelken açalım, şöyle yavaştan bazı perdeleri usulca aralayıp, perdelerin arkasından sızan billurun yedi rengine gözümüz kamaşsa da dikkatle bakalım.

Sperm ana rahmine düştüğü zaman (ilk oluşum esnasında) ana rahmiyle, insan embriyosu arasında birleştirici bir sap bulunur. Başlangıçta cenin bu sap üzerinde büyür. İşte bu sap, insan embriyosunun kuyruk sokumuna tekabül eden bölgesidir.

Bu sap bölgesi bir kemiktir ve bu kemiğin adı Acbü’z zeneb kemiğidir.

İnsan ebedi huzura göçtükten sonra, Her şey aslında döndüğü vakit, Ruh aslına, Beden aslına döndüğü vakit… İşte bu Kemiğin önemi ve sırrı ortaya çıkar.

Nedir efendim bu kemiğin sırrı?

Beden toprağa gitti, Etler çürüdü, Kemikler çürüdü toz oldu, bu çürüme ve toz olma durumundan bir tek Acbü’z zeneb kemiği müstesnadır. Bu kemik, ta Mahşer Gününe kadar çürümeyecektir, kaybolmayacaktır.

Kim ne derse desin, bu böyledir Hakikattır.

Her İnsanın Parmak izi farklıdır, Dil izi farklıdır ve yine her İnsanın Acbü’z zeneb kemiği farklıdır. Hatta öyle bir farklıdır ki, bu kemik kendi kanından olmayan hiçbir kanı bünyesine kabul etmez.

Efendim nasıl etmez?

Bu kısımda size yaşanmış bir olayı anlatmak isterim

***1940’ların sonuna doğru Amerika’da bir olay meydana geliyor.

Zengin bir adamın ölümünden birkaç yıl sonra bir kadın yanında bir çocukla mahkemeye başvuruyor.

Çocuğun ölen adamdan olduğunu iddia ediyor. Ölüden DNA testi yapılamayan bir dönem dünya için.

Amerika hukuk sistemlerinde bu olayın bir karşılığını bulamayınca başka sistemlere müracaat ediyorlar.

Roma hukukuna bakıyorlar yok. Yunan, Hint, Uzakdoğu’da yok. Bir heyet de Türkiye’ye geliyor.

Gelen heyeti konu ile ilgili, dönemin İstanbul Müftüsü Ömer Nasuhi Bilmen’e yönlendiriliyorlar. İlk başta anlam veremiyor gelen ekip, Bizi niye bir Din Adamına yönlendirdiler diye.

Gönülsüz de olsa görüşüyorlar.

Bilmen, onlara ölen adamın kemiklerinin durup durmadığını sorduğunda şaşkınlıkları iyice büyüyor.

Durduğunu söylüyorlar. Ömer Nasuhi, onlara kuyruk sokumu kemiğinden bir yer tarif ediyor.

Tarif ettiği yere çocuğun bir damla kanını damlatmalarını, eğer o kemik kanı emerse çocuğun o adamdan olduğunu aksi olursa kadının yalancı olduğunu ve buna göre hüküm verebileceklerini anlatıyor.

Gelen ekip görüşmeden memnun olmaksızın şaşkınlıklarını da yanlarına alıp ülkelerine dönüyorlar.

Bir müftünün böyle bir tıp bilgisine nasıl hâkim olabileceğine ihtimal veremiyorlar.

Ekipteki bir doktorun ise kafasını kurcalıyor bu mesele.

Müftünün yanlışlığını ispat etmek için mezar açtırılıp adamın bedeni çıkarılıyor.

Tarif edilen kemiğin üzerine önce kendi kanını damlatıyor. Kan akıp gidiyor kemiğin üzerinden.

Sonra çocuğun kanını döktüğünde gözleri fal taşı gibi açılıyor. Kemiğin kanı emdiğini gördüğünde hayretini gizlemiyor.

Görüşmede Ömer Nasuhi’nin yanında olanlar da ilk kez duymuş olacaklar ki heyet gittikten sonra bu meseleyi nereden bildiğini soruyorlar. Adı geçen kemiğin sadece kendi neslini kabul ettiğini uzun uzun anlatıyor. Oradaki küçük bir parçanın önemine değiniyor. Vücuda ne yaparsanız yapın o kemiği yok edemediğinizi, kıyamete kadar hiçbir gücünde buna muktedir olamayacağını, zira mahşerde insanlar o kemik parçasından yeniden diriltileceğini anlatıyor.

İşte o kemik, Acbü’z zeneb kemiğidir.

Kuyruk sokumunun en ucundaki 3 boğumlu Arı iğnesi, Piramit yapılı kemiktir. Tüm kemikler kaybolup toprak olsa bile bu kemik Mahşere kadar kaybolmayacaktır.

“Yaratılışını unutarak bize bir de mesel fırlattı: «Kim diriltecekmiş o çürümüş kemikleri?» dedi.” YaSin Suresi 78. Ayet

Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor:

Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm):

“İki sur arasında kırk vardır!” buyurmuştur. Bunun üzerine oradakiler:

“Ey Ebu Hureyre! Kırk gün mü?” diye sordular. Fakat o: “Bir şey diyemem!” cevabını verdi.

Tekrar: “Kırk ay mı?” dediler. O yine: “Bir şey diyemem!” cevabını verdi. “Kırk yıl mı?” dediler. O yine: “Bir şey diyemem!” cevabını verdi ve (Resulullah’ın hadisine devam etti.)

“Sonra Allah semadan su indirecek ve insanlar yerden sebze biter gibi bitecekler. İnsanda bir kemik hariç hepsi çürür. Bu çürümeyen, Acbü’z zeneb denen kuyruk sokumu kemiğidir. Kıyamet günü yeniden yaratılış bundan terkib edilecektir.”

[Buhârî, Tefsir, Zümer 3, Amme 1; Müslim, Fiten 141, (2955); Muvatta, Cenaiz 48, (1, 239); Ebu Davud, Sünnet 24, (4743); Nesâî, Cenaiz 117, (4, 111).]

 

“De ki: «Onları ilk defa yaratan diriltir ve o yaratmanın her türlüsünü bilir.»” YaSin Suresi 79. Ayet

“İki sur arasında Kırk vardır”

Kuran-ı Kerime göre İsrafil Sur’a iki kez üfleyecektir. Birincisinde yerde ve gökte ne var ise Allah’ın diledikleri dışında Ölümü tadacaktır.

“Sûr’a üfürüldüğü gün Allah’ın diledikleri müstesna göklerde ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılır. Hepsi boyunları bükük olarak O’na gelirler.” Neml Suresi 87. Ayet

İkinci üflemesinde ise Ölmüş olan İnsanlar dirilecek ve Mahşerde toplanıp Rablerine koşacaktır.

 “Sûra üfürülür. Bir de bakarsın, kabirlerden çıkmış, Rablerine doğru akın akın gitmektedirler.” YaSin Suresi 51. Ayet

Peki bu Kırk nedir?

İnsanın ortaya çıkışında;

Ortalama bir hamilelik süresi 40 hafta sürmektedir. 9 ay 10 gün sürdüğünü de belirtelim.

“İki sur arasında Kırk vardır”

40 Hafta;

40 * 7 = 280

9 ay 10 gün

(9 * 30) + 10

270 + 10 = 280

Peki

2+8+0 = 10

1+0

=1

Şaşırma…!

 “İki sur arasında Kırk vardır”

Bir günde 5 vakit namaz toplam 40 rekattır.

Kırkı çıkmak,

Kırklanmak,

Erbain Kırk gündür,

Kırk Yıl çile,

Kırk gün, Kırk gece,

Kırklara karışmak,

Kırklar İnsandır… Amma nasıl İnsan!

İnsanı bil hele, İnsan nedir?

İnsan dediğimiz varlık 3 şeyden oluşmuştur.

  • Borç olan Beden

”Gerçekten Biz, insanı kuru bir çamurdan, biçimlendirilmiş bir balçıktan yarattık.” Hicr Suresi 26. Ayet

  • Emanet olan Ruh

”Bunun için, Ben onu muntazam bir insan kıvamına getirip içine ruhumdan üflediğim zaman, derhal onun için secdeye kapanın!” Hicr Suresi 29. Ayet

  • Dünyalık olan Nefis

“Sizi bir tek nefisten yaratan O’dur. Sonra sizin için bir karar yeri, bir de emanet yeri vardır. Biz âyetlerimizi, anlayan bir toplum için apaçık beyan ettik.” En’Am Suresi 98. Ayet

İnsan işte bu.

“Size o yeşil ağaçtan bir ateş yapan O’dur. Şimdi siz ondan tutuşturmaktasınız.” YaSin Suresi 80. Ayet

Bu Yeşil Ağaçta nedir? Acaba bu ağaçtan yapılan Ateş (Lema, Kıvılcım) nedir?

’’Bir de sana ruhtan soruyorlar. De ki: «Ruh Rabbimin emrindendir. Size ise pek az bilgi verilmiştir.’’ İSRA-85

Ruh; Allah’ın ’’OL’’ emriyle meydana gelmiş ve İnsan bedenine üflenmiştir.  İlk yaratılan Ruh Peygamber efendimizin ruhudur. Peygamberimizin ruhu, Ruh-u Azam’dır. Ve diğer bütün Ruhlar ondan yaratılmıştır. Aklınıza gelebilecek, diğer Peygamberlerin, Evliyaların, Ariflerin, İnsanların her şeyin ruhu Ruh-u Azam’dan yaratılmıştır. Bu sebeple ki, her İnsanın Ruhun da Peygamberimizin Ruhu mevcuttur.

Bu âlem bazı şeyleri perde eder bizlere. Ama görebilene tüm açıklığıyla aşikârdır hakikatler.

Yukarı da ki anlatıma bir örnek vermek gerekirse;

Bir incir çekirdeğini, bir zeytin çekirdeğini düşünün. Bu çekirdeği toprağa ektik, ne oldu, filiz oldu, boy verdi, dal verdi, yaprak verdi, ağaç oldu, tomurcuk verdi, çiçek açtı, İncir verdi Zeytin verdi.

Peki bizim ilk ektiğimiz tohum nerede?

Görebilir iseniz her yerde.

Ruh-u Azamı da bu şekilde görüp bilen, anlayabilen azdır.

“Allah, göklerin ve yerin nûrudur. O’nun nûrunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. O lamba kristal bir fanus içindedir; o fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da, batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan, yani zeytinden (çıkan yağdan) tutuşturulur. Onun yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir. (Bu,) nûr üstüne nûrdur. Allah dilediği kimseyi nûruna eriştirir.  Allah insanlara (işte böyle) temsiller getirir. Allah her şeyi bilir.” Nûr Suresi 35. Ayet

Şimdi Anladın mı?

O Yeşil Ağaç neymiş…  Bu ağaçtan yapılan Ateş (Lema, Kıvılcım) neymiş…

“Size o yeşil ağaçtan bir ateş yapan O’dur. Şimdi siz ondan tutuşturmaktasınız.” YaSin Suresi 80. Ayet

Yok, Ben bu Yeşil Ağacı (Zeytini) , ve yakılan Ateşi gene anlamadım diyen, 2 Rekat Şükür Namazı kılıp, Tin Suresini Okusunlar.

O vakit 3 Resul açılacak.

Aklını zorlamadan anlamaya gayret et. Bazı şeylere akıl yetmez, ermez demiyoruz yetmez.

Memeli hayvanlardan başka; Uzv-u tezkir, Uzv-u te’nis sahibi olan hayvan yoktur.

İnsan Dünya’ya geldiği vakit;

1 – Hz. Âdem ve Havva yaprak örtündüler.

Bu yapraktan değişik nebatlar yetişti.

Hz. Havva’dan: Ceviz, zeytin, nar, incir, nane, maydanoz, çörek otu, kızılcık, gül, reyhan, sümbül, iğde, hanımeli, mine çiçeği, çam, çimen.

Bunlar Havva’nın yapraklarından olma.

Bu nebatlarda dişilik, erkeklik yoktur.

Diğer nebatlarda polenizasyon vardır.

2 – Hz. Âdem’in elinde asa vardı. O asa nerede?

3 – Hz. Süleyman’ın mührü nerede?

4- Musa’nın asası nerededir?

Bunlar meçhuldürler…

Biz Bilmeyiz.

“Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya kâdir değil midir? Elbette kâdirdir. Çünkü o her şeyi yaratandır, her şeyi bilendir.” YaSin Suresi 81. Ayet

Laf olanları söz sanıp aldanma, Deli’dir konuşur Veli sanma.

Günler Hayır olsun, Allah Sizlerle.

Hatem-i Veli

 

]]>
https://www.sonveli.com/2017/03/31/yaratilis-iki-sur-arasinda/feed/ 0
Bela Sopası ve Eşeklik https://www.sonveli.com/2017/03/23/bela-sopasi-ve-eseklik/ https://www.sonveli.com/2017/03/23/bela-sopasi-ve-eseklik/#respond Thu, 23 Mar 2017 11:55:41 +0000 https://www.sonveli.com/?p=279 Vakitlerden bir vakit, divan kurulmuş.

Hazreti Ebu Bekir Radiyallah ahn , Huzur-u Risâlette oturur imiş.

Dişi ağrırmış mübareğin. Ağrı o kadar şiddetlenmiş ki, tahammül hududunu aşmaya başlamış ve gözlerinden yaşlar akmaya başlamış.

Resûlullah bu halini görüp de;

“Ya Ebâ Bekir ne oldu sana?”” “Hiç ya Resûlullah!” demiş. “Hele hele” demiş.

“Ya Resûlullah Üç Gündür Dişim ağrımakta şimdi Huzurunuzda da Ağrı başladı ve Tahammül edemiyorum ve bu sebeple gözlerimden yaş geldi”

Resûlullah o mübarek elini uzattığı gibi Ağrı Bıçak kesmişçesine duruvermiş.

“Ya Ebâ Bekir, üç gündür Dişin ağrıyor da Bana niye söylemedin?” Demiş.

“Ya Resûlullah, bu gelen Allah’tandır, Allah’ı Sana mı şikâyet edeyim” demiş.

 

Şimdi bakıyoruz da etrafımıza herkes dertli.

“off aman başım ağrıdı, off aman aman kolum ağrıyor, aman başımıza bu halde mi gelecekti…”

Yoooo bu Müslümanlık değil kardeşlerim. Bu hal kâfirlikte değil. Bu hiçbir şeyliktir. Halinden şikâyet bir Müslüman’a yakışmaz, bu hal bir nevi Kaderi tenkid etmektir. Kaderi tenkid edenin ise muhakkak başı bir belaya çatar.

İşte bu sebep ile Müslüman’a Dünyayı şikâyet etmek katiyen yasaktır. İşte bu sebep ile Tövbe ve İstiğfar suyu ile her vakit yıkanmak gerek.

“Ama ben bir şey yapmadım, edepsizlik etmedim”

İnsan gaflette olur haberi olmaz da yapar, hiç farkına bile varamaz. Bak ceketinin omzuna toz değmiş, yav çırpıver elinle temizlensin, temiz olması daha iyi değimli? Paçana çamur bulaşmış çitileyiver azıcık Su ile. İşte bu da bir istiğfardır, Cesedi istiğfar. Saçın sakalına karışmış, düzeltiver yav, işte bu da Güzellik İstiğfarıdır. Temizlen güzel görün. Senin suretin nedir bunu bil bi kere hakkıyla. Allah’ın bütün Nuru senin yüzünde aks eder, görünür. İçi dışı Allah dolu İnsan’ın. Kevser Suyu ile yıka ve temizle işte İnsanı içini de Nur-u Resûlullah ile tıka basa doldur, Kalbine de Allah’ı soktuğun vakit her nefeste “Allah Allah” diye çarpsın o kalp. Herkesin çarpar aslında ama farkında değil bazıları. Onlar başka başka işler ile meşguller. Bu sebep ile elin kesilir de aklın başka yerde olduğundan farkına varmazsın, Cenkte korkunun içine saklanırsın da Kurşun gelir deler seni, korkundan Kurşunu bile fark etmezsin. İşte bu sebeple Müslüman kişi gözlerini açacak. Gözünü açacak ve Hayata, Her şeye karşı Güler Yüzlü olacak, Edepli olacak, Büyüklere hürmet, küçüklere şefkat gösterecek.

Hayvanlara, Nebatlara dokunmayın hoş görülü olun.

Yaşı koparmayın, yakmayın, çünkü onlar sürekli Allah’ı Zikreder de bizler göremeyiz. İman gözüyle bakıp da her şeyin taksiminin Allah’tan olduğunu görenler edep eder ve Hak olana dokunmaz. Bu dünyada Resûlullah’ın açtığı edeb ve terbiye yoluna girmeden ebedi saadete ulaşılamaz.

Asi olmayın!

Ne diyecektim ne anlatacaktım, hatlarım öyle karışık ki bu sıralar, satırlar geçiyor iç içe, düşünceler tarumar oluyor.

Sormayın halim nedir, Mevla’m ne eyledi ise öyledir.

Elestü bi Rabbiküm, Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?”

kâlû belâ, Evet bizim Rabbimizsin” Dedik.

İşte İnsan gaflete dalar da bu sözleri unutur, isyana kapılır. Unuttu mu İsyana daldı mı ne mi olur? Hemen tepelenir, paralanır, ayağı kayar da yuvarlanır gider.

Hatta öyle bir sopa yer ki, yediği sopadan sersem olur.

“Dayak Cennetten çıkmadır”

Eskiler boşa konuşmamış, sen boş bakarsan boşa dersin eskilerin sözlerine, laf dersin lakırtı dersin. Amma ayan ve beyan hakikattir.

Bizim gibi Eşek olanlar bu sopayı çok sever!

Öyle bir sever ki, sopayı yedikçe yiyesi gelir derler ya, bizde uzun süredir bu sopanın tadına bakarız, öyle bir tadı var ki mis mis sormayın kardeşlerim. Sopanın şiddeti her geçen gün artmakta yiyen bizim gibi Eşeklerin ise beli doğrulmamakta, tadı başka canım bu sopanın, yiyen bilir.

Eşek olunca da Ses de çıkaramıyoruz, bir silkelensek şöyle bir kıpırdasak sopa kesilecek ama onu da yapamıyoruz, Sopanın geldiği yere edepsizlik olur diye. Eşek olana sopa şart, yoksa Eşekliğin ne anlamı kalır. Sopasız yük mü çekilir, sopa olmasa Odunu kim taşıyacak.

“kâlû belâ” vay sen misin unutan, sen misin bu sözü unutup alnını secdeye götürmeyen, mis gibi lezzetli sopalar var, bu unutmada, isyanda.

Aman siz siz olun Bizim gibi Eşek olup sopanın tadına da bakayım demeyin sakın. Bize bakmayın bizim Eşekliğimiz daha doğarken belirlenmiş ki, bu sebeple Sopa yemeden duramayız biz.

Eskiden Eşeklere Gök boncuk takalarmış boyunlarına, Nazar şey etmesin diye. Şimdi pek Nazara inanan da kalmadı, gerçi Gök boncuklu Eşek te pek kalmadı. Arabalar, Kamyonlar, Traktörler aldı ya yerlerini.

Ha ne diyecektim Bizde Doğar doğmaz takmışlar bir gök boncuk kolumuza, Otuz küsur yıldır da durur orda. Şimdi sesler geliyor yahu haram değil mi o diye? Haram tabi bizde biliyoruz, hatta Resûlullah’ın Hadisleri de var bu konuda. Kafkaslı hocam iyi bilir.

Sen dinle hele homurdanma…

Peki sen niye takıyorsun?

“Biz gök boncuğu Nazardan veya Başka şeylerden korkumuzdan takmayız, Biz Eşekliğimizi unutmayalım diye takarız. Eşek Eşekliğini unuttu mu sonuçları sıkıntılıdır.”

Eşek Ata atlar ama At Eşeğe atlamaz edebinden. Eşek Ata atladı mı, Katır ortaya çıkar bilir misiniz? Bunu da sonra anlatırız, sopanın tadından gözümüzü açarsak.

Biz sopanın şiddetinden ne dediğimizi biliyor muyuz?

Biz bu Eşeğin hal dizginlerini elimizde tutarız, bazen bırakır sopa yeriz, bazen sıkıca tutar arşa süreriz. “Budur muradı, budur huyumuz… Bize bu hal vardır.”

“Yaşayacaksın Veli yaşayacaksın… Günahın en pisini de, Sevabın en güzelini de… İşte o zaman anlayacaksın Kulluğun tadını…”

Sopa gerek Eşeğe! Yoksa nerden bilecek kulluğun lezzetini Eşek!

Biz binmişiz kendi Eşekliğimize, yolumuzda gideriz amma Bela, amma Sefa yol bizimdir, varacağı adres bellidir. Ellemeyin Eşeğimi, sonra çifte neyim atar, Eşek bu belli olmaz ne yapacağı.

Bir Mübarek zatı anlatılar bize. Bizde size anlatalım dilimiz döndüğünce.

Mübarek ağır hastalanmış, yataklara döşeklere düşmüş, artık bahar ömür solmuş sona gelmiş, yapraklar toprağa düşmekte.

Müridleri, Eşi, Dostu hep başında toplaşmışlar. Artık gitme vakti yakın bellidir.

Etrafındakiler sormuşlar;

“Efendim! Eğer emir vaki olur ise postunuzu kime verelim? Postu kime bırakacaksınız?”

Mübarek zat;

“Telaşeniz bu mu?

Üzülmeyin…

Post ehlini bulur.

Zira post hayvan postudur.

Yine kendisi gibi birini bulur Size!…”

Yani kardeşlerimiz biz Eşekliğimizden, yediğimiz sopalardan mutluyuz biliriz sahibimizden gelir.

Haşa Sahibimizi size mi şikayet edelim.

Bu sopalar yenmese, tekkeye odunu kim taşısın Eşekten başka, ki ocaklar daim tütsün.

Hahh sopadan aklım başıma az bir şey gelmişken Siz kıymetli kardeşlerimi de uyarayım.

“Olurda Eşekliğim tutar gecenin bir köründe Anırırsam işte o zaman uzak kalın benden. Zira Eşek niçin gece anırır Siz bilirsiniz”

Laf olanları söz sanıp aldanma, Deli’dir konuşur Veli sanma.

Günler Hayır olsun, Allah Sizlerle.

 

 

 

 

]]>
https://www.sonveli.com/2017/03/23/bela-sopasi-ve-eseklik/feed/ 0
Hallac-ı Mansur – Sislerin Arasından https://www.sonveli.com/2017/03/09/hallac-i-mansur-sislerin-arasindan/ https://www.sonveli.com/2017/03/09/hallac-i-mansur-sislerin-arasindan/#respond Thu, 09 Mar 2017 12:46:01 +0000 https://www.sonveli.com/?p=274 Allah’ın, Resulünün ve Aşık Kullarının Selamı ve Bereketi üzerinize olsun ey Hane Halkım.

***Hallac-ı Mahsur***

Bundan 1129 yıl önce Hicri 309 Yılı. İlahi sırlardan Ledünni sırlardan bir haber olanların verdiği fetva ile gerçekleşmiş bir vahşetten söz edeceğiz.

Öyle bir vahşet ki, bu zamana kadar, ne Firavunların, ne Engizisyon mahkemeleri ne yamyamlar nede vahşi hayvanlar böyle bir vahşete imza atmıştır. O vahşi hayvan bile avını boğar öldürür. Sonra yer.

Yer; Dicle kıyısı, Bağdat da Mahkeme kurulmuş. Fetva verilmiş…

Peki suç neymiş?

Adamın biri ortalığı sarsan dehşetli bir haykırış yapmış ”Enel Hak” … Haykırış ki ne haykırış sonu katledilmek olmuş.

Vay efendim nasıl söylermiş…

Bu gariban ”Enel Hak” dedi, Türkçesi; Ben Hak’kım! dır. 

Ben Allah’ım değil.

Dikkat buyurun ”Enel Allah” demedi. Tövbe haşa bunu hiç bir mahluk söyleyemez. Münkir ve Nekir bile Allah’ın kimdir diye sormaz, soramaz… Rab’bin kimdir diye sorulur. Zira mutlak hakikat Allah’tır.

Bunda ki fark nerede yav neyi dolandırıyorsun.

Şu noktaya hepimizin bakmasını rica ediyorum.

Hak başka, Rab başka, Allah bam başka şeylerdir. Bir araştıralım nelermiş?

Dağa vahyettim BEN

Ağaca vahyettim Ben

Arıya vahyettim Ben

Meryem’e vahyettim Ben

Resûlü Ekrem’e vahyettim Ben

Nebîlere vahyettik BiZ.

Burada ki Ben ve Biz laflarını halletmeye çalışalım.

Sorgu meleklerinin bile Allah kimdir diye sormaya yetkisi yoktur, her yerde yazmaz bunlar. Onlar bile Rabbin kimdir diye sorar.

Asıl olan Allah’tır bilirler.

Her şey Allah’tandır, lakin hiç bir şey Allah değildir.

Allah. Rab. Hak hep başka başkadır.

Mansur; Bende tecelli eden her kudret, can, her şey Hak’tır. Ve doğrudur. Bunu tasdik ederim. O halde benim varlığım (Hak) dır. Ben Hakkım dedi.

Allah her şeyin Halık’ıdır, Yaratıcısıdır, Ustası, Mimarıdır. Bu bakımdan her şeyin Rabbi’dir.

Mansur denilen gariban ise bunların farkına vardı da her şeyi bana Allah verdi, tüm esmaları ile beni yarattı, bunları düşündü ve bağırdı ben Hak’kım dedi.

Bakın Hak Kardeşlerim. (Bu sözü özü görebilenler söyler)

Bu Dünya bir mekândır

İnsan bu mekân da bir mekândır

Kalb, insan mekânında bir makamdır

Bunların hepsi La Mekândır.

Dünya ikilikler dünyasıdır. Gece ve gündüz, Tatlı ve Acı, Erkek ve Dişi, İyi ve Kötü … uzar gider bu.

İlim’de ikiye ayrılır; Zahiri ve Batıni ilim diye.

Zahiri ilimler şu bizim Bilim adamlarının ders kitaplarının yazdığı çizdiği şeyler işte.

Batıni İlim (Ledün İlmi); Bu gayb âleminin ilmidir, yalnız Allah katından verilir. Ha ben öğrenmek isterim dersen sana

“33 Melek, 33 Kuyudan su getirecek, 33 Kere yıkanacaksın derler. “

Dikilir Arşın kapısında Üçyüzler bekçi gibi karşına. Kapının Anahtarı asılı ise boynunda açar girersin, bende Anahtar yok dersen, yokluk ile girilir bu kapıdan. Unutma yokluk ile…

Hz. Hureyre’ye sahabeler sormuşlar: Peygamberimizin sana verdiği Ledünni sırlardan bize de söyle…

“Söylersem kâfir oldu diye başımı vurursunuz”. Cevap kati ve doğru.

Yav öyle şey mi olur? 

* Yav mübarek bir küçücük tohumun içinde bile koca çınar ağacı gizli… Bu gizlilik batındır, toprağa düşüp çınar olunca zahire döner.

Yokta varız, Varda yokuz Biz… Dokuzumuz Bir araya gelir Kırk oluruz Hiç görünürüz…

Ledünni âlemi anlamak herkesin karı değildir kısaca. Hz. Hureyre’nin dediklerini iyi anlamak gerek. Kardeşlerim.

Hallaca yapılan zalimliktir, Vahşettir.

Ve Allah; Zulmü, zalimi, işkence yapanı Allah sevmez.

Öyle ya, Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.” Bakara Suresi 258. Ayet

Vahşetin icrası için hüküm veriliyor.

Bağdat Meydanında Halk hınca hınç dolu, kadın çocuk erkek binlerce kişi ortalıkta bir uğultu Küfür, Lanetler, Taşlar meydanı sarmış durumda. Koltuk altlarından asıyorlar Hallac’ı. Halk tüm hıncı ile taşlıyor önce. Hallac da hiçbir acı, kaygı, keder emaresi görülmüyor zira başka bir alemde kendisi. Taşlama yetmiyor önce Ayaklarını kesiyorlar bileklerinden yetmiyor ellerini kesiyorlar, Hallac tebessüm halinde gözleri semaya bakar… Yetmiyor o semaya bakan gözlerini de oyuyorlar Hallacın sesi çıkmıyor hiç. Halinden memnun bir şekilde durmakta ve dilini kesiyorlar Hallacın o anda Ruhunu teslim ediyor.

Era kademi = Ayaklarımı görüyorum.

Erake demmi= Kanım akıyor.

Ehane demmi= Yazık oldu kanıma.

Eha netmi= Yazık oldu kendimi anlatamadığıma.

Bu sözler Mansur’un sözleridir…

Lakin bitmek tükenmek bilmeyen bir hınç ve öfke var ve yapılanlar hala devam ediyor.

Boynunu vurup bedenini parçalıyorlar Hallacın ve en son Yakıp küllerini etrafa savuruyorlar işte ne oluyorsa ondan sonra oluyor. Bağdat Halkı, Uleması ve Yobazlar lanetleniyorlar Allah katından. Bu lanet o günden bu yana devam etmektedir ve kıyamete kadar devam edecektir.

Kerbela Fırat koluna yakın, Hülagu Han 400 Bin kişinin canına kıyıyor, yine orada El-Haccac 70 Bin kişinin başını uçuruyor. Hala devam etmektedir, günümüzde hepimiz görmekteyiz Bağdat ve çevresinden belalar hiç eksik olmaz. Hem Bağdat diyarı hem de Bağdat halkının yüzü gülmez.

Dicle bir zamanlar coşmuş yükselmiş, sular bağları bahçeleri şehirleri yutmakta önüne katıp  tarumar etmekte, işte o zaman Hallac’ın Hırkası kurtarmıştı Bağdat’ı. Şimdi ise ne o Hırka vede o Hırkayı taşıyan yok.

Bu olayın oluş sebebinde ki perdeler gözleri bürümüştür, settar etmiştir bazı şeyleri. 

Allah; Benim Dostlarımla uğraşmak, onlara zarar vermek, onları sıkıntıya sürmek Benim nazarımda en büyük hatadır demiştir. İnsanoğlunun zulüm, yobazlık, İnsan’a Hayvan’a Nebat’a eziyet edenlere bir misal vermek için bunu murad etmiştir. Hallac bu yüzdendir ki kendisine bu zulmü yapanları, vahşeti reva görenleri bu murad için Affetmiştir.

  “Bana açtığın sırları onlara da açsaydın veya onlardan gizlediğin sırları benden de gizleseydin başıma bu gelmezdi.”  Mansur affetti amma, Allah affetmedi bunları yapanları… İşte bu sözlerde gizlidir o murad.

Türkleri bugüne kadar ve ebediyete kadar yaşatacak olan bir Dua dır.

“Allahümme Yuzafferekümmül etraki illel ebedi.

Duaların da kabulü Allah katında belli bir süreye kadardır. Bu sebep ile; Hallac’ın affı bir mühlet Bağdat’ı korumuştur. Ama süre de sonra ermiştir.

Laf olanları söz sanıp aldanma, Deli’dir konuşur Veli sanma.

Allah’ın, Resulünün ve Aşık kullarının selam ve bereketi üzerinize olsun.

Günler Hayır olsun, Allah Sizlerle.

 

 

 

 

]]>
https://www.sonveli.com/2017/03/09/hallac-i-mansur-sislerin-arasindan/feed/ 0